|
ÜÇÜNCÜ ÇEVREYOLU İHTİYACI
VECDİ DİKER ÇALIŞMA GRUBU
3 Mayıs 2001
İSTANBUL’UN ULAŞIM SORUNU VE ÜÇÜNCÜ ÇEVREYOLU
1- GİRİŞ
Nüfusta 1950’li, motorlu taşıtlarda ise 1970’li
yıllarda başlayıp hızlanarak devam eden artışlara karşılık
ulaşım altyapısının yeterli düzeyde geliştirilememiş olması
sonucu uzun zamandır İstanbul’da önemli ulaşım ve trafik sorunları
yaşanmaktadır. Bu gün şehirli için çözülmesi istenen sorunların
başında ulaşım zorluğu ve trafik sıkışıklığı gelmektedir. Bu
husus çeşitli kurumlarca yapılan anketlerle ortaya çıkmıştır.
İstanbul’da evinden işine, ya da işinden evine gitmek için
dakikalarca durakda araç bekleyen, yada bindiği otobüs içinde
çok kötü koşullarda veya kullandığı otomobili içinde bir saati
aşan zaman tüketen kişilerin oranı azımsanmayacak düzeydedir.
Hızlı nüfus artışı ve araç artışının yaşandığı
dönemlerde Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiş
olan Vatan ve Millet Caddeleri, Sahil Yolu, Büyükdere Caddesi,
Barbaros Bulvarı, gibi radyal yollar ile Birinci ve İkinci
Çevreyolları bu gün şehirdeki trafik yükünün yaklaşık % 70’ni
karşılamaktadır. Şehir karayolu altyapısında başka önemli aksların
oluşturulamamış olması, daha mühimi önemli ulaşım koridorları
boyunca raylı sistemlere geçişte çok gecikilmiş olması ve deniz
taşımasında yeterli etkinliğin sağlanamaması ulaşım ve trafikte
yaşanan durumun ana sebebidir. Bu gün yüksek kapasiteli bu
yollarda da zirve saatler dışında bile önemli tıkanmalar meydana
gelmektedir.
Ulaşım zorluğu ve trafik sıkışıklığının şehirliye
verdiği büyük sıkıntılar yanında, boşyere tüketilen zaman ve
akaryakıtın parasal karşılığı çok büyük mertebelerdedir. Bunun
yanında, trafik sıkışıklığının sebeb olduğu hava kirlenmesi
ve gürültü pek çok yolda insan sağlığını tehdit etmektedir.
Nihayet, mevcut yolların trafik güvenliği yönünden iyi durumda
olmadığı da bir gerçektir.
Ulaşım yönünden değişik konularda radikal önlemler
alınmadıkça ve özellikle ulaşım altyapısı yeterli düzeye getirilmedikçe
artan nüfus ve özellikle taşıt sayısı artışı karşısında durumun
hergeçen gün kötüleşeceği, çözümün her geçen gün zorlaşacağı
ve daha pahalı olacağı açıktır.
Bu raporda, İstanbul’u ulaşım ve trafik bakımından
bu noktaya getiren gelişmelerin başlıcalarına kısa olarak değinildikten
sonra şehrin beklenen büyümesi ile taşıt sayısı ve ulaşım talebi
artışına göre ulaşım altyapısı bakımından nelerin yapılması
gerektiği ele alınmıştır.
2. YERLEŞME VE BEKLENEN GELİŞMELER
İstanbul’da ilk yerleşim bölgeleri Karaköy ve
Haliç kıyıları ile Kadıköy’dür. Deniz ulaşımının verdiği kolaylık
sebebiyle şehir uzun süre bu bölgeler ve çevresinde kıyılar
boyunca gelişip büyümüştür.
Her iki yakada Marmara sahiline paralel olarak
yapılan demiryolu gelişmeyi Marmara kıyıları boyunca olmak
üzere doğu-batı istikametine çekmiş yine her iki yakada bir
bakıma demiryolu hatlarına paralel giden D-100 Devlet Yolu
(eski adı ile E-5) bu doğrultudaki gelişmeyi hızlandırmıştır.
1950’li yıllara kadar Avrupa yakasında Sur içinde
ve Anadolu yakasında Kadıköy – Üsküdar çevresinde yoğunlaşan
yerleşim bu tarihlerde başlayan kırsal bölgelerden göçün büyük
etkisi ile Kuzey yönünde de yayılmaya başlamıştır. Batıda Gaziosmanpaşa,
doğuda Ümraniye bu gelişmelerin tipik örnekleridir.
Ekim – 1973 de hizmete giren Boğaziçi Köprüsü
ve Çevreyolları şehrin iki yakası arasındaki ulaşımı kolaylaştırmış,
bunun sonucu Anadolu yakasında yerleşim yoğunluğu artarken
şehrin kuzeye doğru gelişmesi de hızlanmıştır. İki yaka arasındaki
geçiş talebindeki büyümenin deniz taşıması ve karayolu toplu
taşıma araçları ile karşılanamaması sonucu beklenenden çok
daha kısa sürede Boğaziçi Köprüsü yetersiz kalmış ve ikinci
bir boğaz geçişi gündeme gelmiştir. Bu yıllarda sözü edilmeye
başlanan Boğaz Tüp Geçişi’nin gerçekleştirilememesi karşısında
bu geçiş ikinci bir köprü ile sağlanmıştır. Bu arada, ikinci
boğaz geçişi yani Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile buna ait
çevreyolunun ülkemizin de taraf olduğu bir uluslar arası bir
anlaşma ile planlanıp oluşturulan TEM (Trans European Motorway)
Otoyolu’nun bir parçası olduğu da belirtilmelidir.
İstanbul için son yıllarda hazırlanan nazım
plan çalışmalarında TEM Otoyolu şehrin kuzeyi için bir sınır
olarak düşünülmüş ve daha kuzeye bir gelişme olmaması öngörülmüşsede,
çeşitli sebeplerle bu sağlanamamıştır. Bunun sonucu olarak
TEM Otoyolu’nun kuzeyinde de hızlı bir yerleşme başlamış ve
bu gün bütün hızı ile devam etmektedir. Bu yerleşim hem konut
hem de sanayi niteliğindedir. İkitelli Sanayi Bölgesi, Olimpiyat
Tesisleri, Bahçeşehir, Esenkent, Başak Konutları, Hadımköy
Sanayi bölgesi Avrupa yakası için bu konuda verilebilecek bazı
örneklerdir. Bu arada son 10 – 15 sene içinde D-100 Devlet
Yolu ile TEM Otoyolunun arasındaki bölgelerde de her iki yakada
olmak üzere yerleşim yoğunluğu hızla artmış ve bu artış doğuda
Gebze’ye, batıda ise Silivri’ye kadar devam ederken, Kemerbuzgaz,
Kilyos, Zekeriyaköy, Ömerli Barajı çevresi örneklerinde olduğu
gibi şehrin korunması gereken ve her ortamda dile getirilen
orman ve su havzaları da bir bakıma yerleşime açılmıştır. Bu
gelişmelerin devamı halinde ki öyle görülüyor, önümüzdeki 15-20
yıl sonunda İstanbul’un Gebze – Silivri arasındaki 150 km.
ya varan uzunluk boyunca Marmara Denizi ile Karadeniz arasında
dev bir yerleşim alanı olarak ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
3. NÜFUS ARTIŞI
Bilindiği gibi ülkemizdeki hızlı nüfus artışı,
son yıllarda bir yavaşlama görülse de sosyal ve ekonomik gelişmemizi
yavaşlatan önemli bir sorun olarak güncelliğini hala sürdümektedir.
Kırsal bölgelerden olan göçün etkisi ile büyük şehirlerdeki
nüfus artışı daha da yüksektir. Türkiye’de nüfus artışı oranı
% 2 dolayında olduğu halde İstanbul da artış iki misline yakın
yani % 4, o kadardır. Tab.lo 1’de İstanbul’da yıllara göre
nüfuslar görülmektedir.
Tablo.1 Yıllara göre İstanbul’da nüfus artışı
Yıl Nüfus Ülke Nüfusuna Oranı
1950 1.166.000 % 5.6
1960 1.882.000 % 6.
1970 3.019.000 % 8,5
Birinci Çevreyolu 1973 3.350.000 % 9.0
1980 4.741.000 % 10.6
İkinci Çevreyolu 1990 7.309.000 % 12.9
Üçüncü Çevreyolu 2000 10.073.000 % 14.6
İstanbul’da yaşanan bu hızlı nüfus artışı plansız
ve gecekondu tarzı yerleşmeyi hızlandırmış, şehrin çevre bölgelerinde
ve her yöne doğru olmak üzere gelişmiş, altyapı bakımından
yetersiz bölgeler oluşmuştur. Bu bölgelerdeki karayolu altyapısı
trafiğin normal akışını sağlamak bakımından yetersiz bulunmaktadır.
Hızla artan ve daha çok çevre bölgelerde yoğunlaşan
nüfusun getirdiği bir diğer doğal sonuç, ulaşım talebininde
benzer şekilde artmasıdır. İstanbul, ulaşım altyapı yanında
bunları taşıyacak araç filosu, ayrıca yönetim iradesinden yoksun
olduğu için şehirde yaşayanların çoğu için işe gidiş ve işten
dönüş bir kabus halini almıştır.
İTÜ tarafından yapılan Ulaşım Ana Planı çalışması
sırasında tahminler, geçmiş yıllardaki artışının benzer şekilde
devamı halinde İstanbul’un 2010 yılı nüfusunun 15 milyonu aşacağını
göstermiştir. Nüfusun iki yaka arasındaki dağılışının yıllara
göre değişimi ise Tablo.2 deki gibidir.
Tablo.2 İstanbul’da Nüfusun İki Yaka Arasında Dağılışı (%)
1960 1970 1980 1990 1996
Avrupa 79 76 70 68 65
Asya 21 24 30 32 35
Görüldüğü üzere, nüfus oranı Asya yakası lehine büyümüş olup,
bunda daha önce belirtildiği üzere, Boğaz geçişlerinin etkisi
fazla olmuştur. Bu arada, istihdam oranı açısından bakıldığında
oranlar, 1996 verilerine göre Avrupa yakası için % 73,3 Asya
yakası için % 26.7 dir. İki yaka arasında nüfus ve istihdam
oranları arasındaki görülen % 8 dolayındaki bu fark, Boğaz
geçişlerine olan talebin fazlalığının başlıca sebebidir.
Bir başka deyişle, Asya yakasında oturup, Avrupa yakasına
işleri için gelip gidenlerin sayısı azımsanamayacak Mertebede
olup günlük 1.1 milyon dolayındaki geçişin önemli bir kısmını
bunlar oluşturmaktadır.
4. TAŞIT ARTIŞI
İstanbul’da nüfus gibi taşıt sayısında da hızlı
bir artış gözlenmektedir. Tablo.3 bu durumu açık olarak ortaya
koymaktadır.
Tablo.3 İstanbul’da Taşıt Sayısı Yıllara Göre Artışı (1000)
Yıl Otomobil Toplam Taşıt
1950 3,9 8,0
1960 21,3 36,6
1970 55,4 108,3
1980 201,4 281,2
1990 559,8 754,4
2000 1.630,5 2.268,3
Kaynak: Motorlu Kara Taşıtları İstatistikleri
– DİE
Türkiye’deki toplam motorlu araç sayısının yaklaşık
% 24’ü, otomobillerin ise % 28’i İstanbul’da bulunmaktadır.
İyimser tahminlere göre İstanbul’da 2010 yılında motorlu taşıt
sayısının 4 milyon, otomobil sayısının 3 milyon dolayınca olacağı
beklenmektedir. Buna karşılık İstanbul’da otomobil sahipliği
bölgeden bölgeye değişmekle birlikte ortalama olarak, 2000
yılı için, 113 otomobil / 1000 kişidir. Ulaşım Ana Planı çalışmalarına
göre bu oranın 2010 yılında ( 168 – 184 ) otomobil / 1000 kişi,
2015 yılı için ise ( 199 – 228 ) otomobil / 1000 kişi bantlarında
olacağı hesaplanmıştır. Bu değerler gelişmiş ülkelerdeki oranlara
göre çok küçük kalmaktadır. Bu gün Birleşik Amerika’da otomobil
sahipliliği 600 otomobil/1000 kişinin üzerinde, Batı Avrupa
ülkelerinde ise ( 350 – 450 ) otomobil / 1000 kişi düzeyinde
bulunmaktadır. Dolayısiyle önümüzdeki yıllarda Türkiyede, dolayısiyle
İstanbul’da nüfus artışı ve sosyo – ekonomik gelişmeye paralel
olarak taşıt sayısında önemli artışlar olacağı açıktır. Bu
bakımdan Karayolu ulaşım alt yapısının bu artışa hazır olacak
şekilde iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiği ortadadır.
Nüfus ve taşıt sayısındaki artış yanında, sosyo
– ekonomik gelişmenin etkisi ile insanların hareketliliği yani
günlük yaptıkları kişi başına yolculuk sayısı da artmaktadır.
İstanbul’da bu oran 1996 yılı için yaya yolculuklar hariç yani
araçla yapılan yolculuklarda 1.0 olarak bulunmuştur. 2010 yılı
için en az 1.10 olarak öngörülmektedir. Buna karşılık gelişmiş
ülkelerde bu oran ( 2.0 – 2.50 ) arasında bulunmaktadır. İstanbul
halkı için hareketlilik katsayısının düşük çıkmasında şehirdeki
ulaşım koşullarının kötülüğününde rolü olduğu düşünülmektedir.
Bir başka deyişle, insanların yolculuk istekleri bir bakıma
bastırılmakta, ulaşım zorluğu, trafik sıkışıklığı, bir kısım
şehirli için de ulaşım pahalılığı sebebiyle evlerinde oturmaya
mahkum edilmektedirler. Bu da sosyal, kültürel ve ekonomik
gelişmeyi yavaşlatıcı bir sonuç getirmekte ve yaşam kalitesini
düşürmektedir.
İstanbul’da motorlu taşıtlarla yapılan yolculuk
günlük sayısı 2000 yılı için 10 milyon’ü yakın olup bu sayısının
2010 yılında 16,7 milyona ulaşacağı hesaplanmaktadır.
5. ÖNEMLİ YOLLARDA TRAFİK HACİM DEĞERLERİ
Bu gün İstanbul’da trafiğin esas yükünü çeken
radyal yollar ile çevreyollarında günün her saatinde yoğun
trafik akışı olduğu gözlenen bir durumdur. Pek çok yolda zirve
saat ve zirve saat dışında trafik hacim değerleri arasında
önemli bir fark bulunmamaktadır. Şehrin merkez bölgelerine
ulaşan yolların önemli kısmında zirve saatlerde trafik hızı
10 – 15 km/sa’ın altındadır. Şehir düzeyinde 1996 yılında gözlenen
28 km/sa’lık ortalama hızın, 2010 yılında 21-22 km/sa’e düşeceği
hesaplanmaktadır.
Her iki Boğaz Köprüsünde özellikle akşam saatlerinde
8-10 km’ye varan kuyruklanmalar olmaktadır.
İTÜ tarafından yapılan Ulaşım Ana Planı çalışmaları
sırasında, trafikteki bu artışa göre, 2010 yılı için raporda
öngörülen 280 km. uzunluğundaki raylı sistem ağına ulaşılması
durumunda bile, şehir karayolu ağının 450 km’lik uzunluğunda
hacim / kapasite oranının ( V/C ) geçirdiği trafik hacmi/geçirebileceği
normal trafik hacmi 1.0 den büyük olacağı, bir başka deyişle
bu yollarda kapasitelerinin üzerinde trafik oluşacağı görülmüştür.
Hesaplamalara göre ( V/C ) oranı 2.0 den büyük çıkan yol kesimleri
bulunmaktadır. Mevcut yolların bu trafiği geçiremeyeceği anlaşıldığından
yeni yolların açılması gerektiği açıktır. Şehrin merkez bölgelerine
ulaşan radyal yolların büyük kısmında, D-100 yolunda, hatta
birinci Çevreyolun büyük kısmında ve 2. Çevreyolunun bazı kesimlerinde
( V/C ) oranı 1,5 – 2,0 arasında olmaktadır.
İstanbul’da son yıllarda doğru bir yaklaşımla
raylı sisteme ağırlık
verilmiş olmakla birlikte, belirtilen 280 km. lik raylı sistem
ağının 10 yılda gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı açıktır.
Bu durumda, önümüzdeki uzun yıllar boyunca ulaşımda esas yükü,
şu anda olduğu gibi (% 89 oranında) Karayolu araçlarının taşıyacağı
düşünülürse, mevcut karayolu ağının da her bakımdan iyileştirilmesi
gerektiği ortaya çıkmaktadır.
6. İSTANBULDA KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI
Karayolları Genel Müdürlüğü İstanbul içinde
üç tür yol inşa etmiştir:
1. Karayollarının kendi ağı içinde ve görev gereği
olanlar
2. Kendi ağı içinde olup yaptıktan sonra Belediyeye devrettiği
yollar
3. Belediyenin yapım gücü yetmediği için görev olarak Karayollarına
verilen işler.
Demokrat Partinin İstanbul’a yatırım furyasında
1955 – 60 yılları arasında birçok yol projesi gündeme gelmişti.
O günlerde Belediyenin büyük ölçekte projeleri yürütme kapasitesinin
olmayışı hümümet ricalinin emirleri ile Karayollarının işe
karıştırılmasına neden oldu. 1950 lerde yol yapımı müteahhitleri
de ne teknik ve ne de techizat yönünden mücehhez değillerdi
ve K.G.M. elindeki makine ve techizatla yol yapımında yer aldı.
Makineli müteahhitler de genelde taşaron olarak seferberliğe
katıldılar.
K.G.M. Topkapı – Silivri yolunun Topkapı – Florya
kesimini müteahhit eliyle yapmakta idi ve bu yol E-5 in Avrupa
yakasındaki devamıdır.
Şehir içinde Karayollarının katıldığı en önemli
projeler Millet Caddesi, Vatan Caddesi ve Barbaros Bulvarıdır.
Bugün İstanbul’un en önemli ve büyük hacimde trafik taşıyan
ana arterleri durumundadırlar. Aksaray ve Bayazıt Meydanlarının
tanzimi büyük ölçüde bu dönemde gerçekleştirilmiştir.
Ancak hemen hiç birinin detaylı bir projesi
hazırlanmadan ve Karayollarının şehiriçi cadde ve bulvarı projelendirme
tecrübesinin olmaması, günübirlik proje kararları ile şehir
içinde inşaat yürütülmesi pek çok yanlışa ve ızdıraba neden
olmuştur.
En önemli projelerden biri de Sirkeci – Florya
sahil yoludur. Önce Devlet/İl yolu şebekesi içinde iken yapımından
sonra Belediyeye devredilen bu yol surlarla deniz arasında,
şehir içinde dökülecek yer bulunamayan enkaz ve temel kazısı
hafriyatı ile doldurulmuş, şiddetli lodosa karşı Cebeci taş
ocaklarından, şehir trafiği içinden binbir güçlükle taşınan
anroşmanla teşkil edilen sahil tahkimatı ve kronman duvarları
ile bugünkü güzel sahil bandı meydana gelmiştir. Zincirlikuyu
– Maslak – Büyükdere yolu gibi bazı projelere de teknik hizmetler
için karayolu personeli takviyesi yapılmıştır.
Karayollarının kendi şebekesi içinde bulunan
ve E-5 (yeni işareti D-100) ile TEM adını alan O-2 ( 1. Ve
2. Çevreyolları ) sırası ile 1973 ve 1989 de tamamlanarak hizmete
girmişlerdir. Halen günde iki yönde toplam 400.000 taşıt gibi
kapasitelerinin üstünde trafik taşıyan iki arter şehrin candamarları
rolünde hizmet görmektedirler. Her zaman beklenebilen basit
bir nedenle trafiğin durması halinde şehir içi ulaşımının ne
hale geldiğini gözleyenler, onlarsız İstanbul ulaşımında neler
olacağını kolayca kestirebilirler.
ÜÇÜNCÜ ÇEVREYOLU İHTİYACI
Birinci Çevreyolu normal kapasitesi YOGT = 101,873’e
10 sene içinde erişmiş 2000 yılında ise YOGT = 184,961’e yükselmiştir.
İkinci Çevreyolu 2000 yılında YOGT = 160,000 civarında olmuştur.
Her iki çevreyolu 2000 yılında 200.000 t/gün trafiğe yaklaşmıştır.
Günde 20 saat dolu çalışan iki çevreyolu toplam 400.000 t/gün
trafiği çok zor şartlarda geçirebilmektedir. Günün yüklü saatlerinde
uzun kuyruklar oluşmakta, dur kalk gibi çok yavaş hareketlerle
15 dakikada geçilebilecek kesim bir saat civarında zaman harcayarak
aşılabilmektedir.
Stres, zaman kaybı, ilave yakıt tüketimi gibi zararlarla yılda
200 milyon Dolar’ı aşan milli servet ziyanına sebep olmaktadır.
Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü 1995’lerde üçüncü çevreyolu
projesi çalışmalarını başlatmış ve 11.12.1996 tarihinde Büyük
Şehir Belediyesine göndererek imar planlarına işlenmesi talebinde
bulunmuştur.
10 milyon müfusunun Anadolu doğu kısmı 4 milyon, Avrupa batı
kısmı 6 milyon olan yerleşmelerin aralarında ulaşımı sağlayan
devlet yolu ve TEM Otoyolu İstanbul’un çok önemli iki ana arteri,
damarı olmaktadır.
Birinci ve ikinci çevreyolu olarak anılan ve merkezi çevreleyen
25 km civarındaki bu kesimler bilindiği gibi devlet yolu ve
TEM Otoyolunun fevkalade yoğun bölümleridir.
25 km civarında planlanan üçüncü çevreyolu mevcut çevreyollarının
ortasından geçerek her iki yakada kavşaklarla bağlantı kurmaktadır.
Devletyolu ve TEM Otoyolunun İstanbul’a verdiği büyük ulaşım
hizmeti yanında şehirlerarası, ülkeler arası, kıtalar arası
yönüde düşünülürse, bu önemli arterlerin tıkanması, geçilemez
duruma girmesi sorunu en kısa zamanda çözüme kavuşturulmalıdır.
Başta pek tabii KGM olmak üzere Bakanlığımız
ve Hükümetin ilgi ve kararlılığını beklerken İstanbul’un yöneticisi
Belediyenin desteği ve takibini istiyoruz. Bütün çevreyollarını
kullananların ısrarlı ve ciddi taleplerini Hükümete ve Kamuya
duyurmalarını en canlı ve güçlü tarzda hareketlerini bekliyoruz.
Geçiş ücreti ile kullananların finanse ettiği, mali ve ekonomik
fizibilitesi yüksek olan bu projenin inşaatına başlanması gecikmemelidir.
Bugünün ekonomideki kriz şartlarına rağmen yabancı sermayenin
kolaylıkla temin edilebileceği bu projenin bilhassa olimpiyat
namzetliği için İstanbul ulaşımına getireceği ferahlıkla büyük
destek alacağı aşikardır. İstanbul ulaşımındaki zorlukların,
Anadolu yakasındaki bağlantının tıkanması Olimpiyat komitesince
yapılacak değerlendirmelerde çok ciddi bir yeri olacağı düşünülerek
üçüncü çevreyolu yapım kararının verilmesi ve açıklanması çok
yararlı olacaktır.Ayrıca raylı sistemlerin, metronun aynı üçüncü
çevreyolu güzergahını kullanarak Anadolu’dan karşıya geçirilmesi
ve Zincirlikuyu metrosuyla birleştirilmeside bu projenin desteklenmesi
için önemli bir sebep olabilir.Yol yapımının yer ve imkan buldukça
gerçekleştirilmesi fevkalade önemli bir prensip kararı olmaktadır.
Bilhassa büyük şehirlerde, yoğunlaşma başlayınca yol geçirecek
imkanlarda kalmamakta ve hayati ulaşım ihtiyacı çok pahalı
olan yükseltilmiş yol ve nihayet yer altına inerek metro ile
karşılanmaktadır. Bilindiği gibi İstanbul’da son yıllarda önemli
merkezlerde gökdelenler inşaatı artmaktadır. Çevreyolları kavşakları
bölgesi büyük talep görmektedir. Bu yönden de doygun hale gelen
iki çevreyolundan sonra yegane çözüm olan üçüncü çevreyolunun
da yapılması çok önem kazanmıştır.Büyükşehir Belediyesinin
birçok yeni yol kesiminin inşaatını, mevcut yolların genişletilmesini,
kavşakların yapılmasını yoğun bir programa alarak başlatması
ulaşımda fevkalade doğru ve çok yararlı bir yaklaşım olmaktadır.Bugün
planlanan, yerlerde, yarın yerleşme ve yoğunlaşma sebebiyle
geçecek genişleyecek yer kalmaması tehlikesine karşı azami
yol yapımını hızla gerçekleştirmek çok destenlenecek bir faaliyet
olmaktadır.Yukarda açıklanan sebeplerle İstanbul Büyük Şehir
Beyediyesinin üçüncü çevreyolu projesini en güçlü davranışlarla
desteklemesini bekliyoruz.
Üçüncü çevreyolu ile ilgili bilgiler, güzergah
bağlantıları, boğaz geçişi, yapıları, maliyeti aşağıda verilmektedir.
7. ÜÇÜNCÜ ÇEVREYOLU TANITIMI
Yukarıda bahsedilen intiyaçları karşılamak üzere
Boğaz üzerindeki iki köprü arasında, Arnavutköy – Vaniköy güzergahında
2x3 şeritli karayolu (ve ayrıca üzerinde 2 şeritli hafif raylı
sistem hatları ) bulunan bir yeni köprü ve mevcut iki çevreyolu
arasında 3. Bir Çevreyolu tesis edilecektir. Her üç Çevreyolu
Kuzey-Güney ekseninde birkaç bağlantı ile irtibatlanarak bileşik
kaplar modeliyle çalışması temin edilecektir. 3. Köprü ve Çevreyolu
ile ilgili 1/5000 ölçekli projeler hazırlanmış ve imar planlarına
işlenmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına gönderilmiştir.
Halen bu konudaki yasal prosedür takip edilmektedir. 3. Çevreyolunun
yaratacağı en büyük çözüm, halen yol problemi olan Çamlıca
– Ümraniye civarı, Mecidiyeköy – Kuştepe – Çeliktepe – Çağlayan
civarı ile Kağıthane – Alibeyköy – Haliç civarındaki ulaşım
taleplerini karşılamasıdır. Ayrıca Ankara Asfaltındaki Göztepe
Kavşağında başlayan 3. Çevreyolu, başlangıç noktasındaki büyük
ulaşım talebini doğrudan karşılayarak 1. ve 2. Çevreyolları
üzerindeki trafiği dengeleyecektir. Yapılacak olan Çağlayan
– Seyrantepe bağlantısı ile, halen çok yoğun durumda olan Büyükdere
Caddesi ve Mecidiyeköy geçişi de alternatifli hale getirilmiş
olacaktır.
İstanbul’un en büyük karayolu ulaşımı sıkıntılarından
birisi de, çok büyük bir konut ve sanayi yerleşimine sahip
olan Trakya kesiminde yaşanmaktadır. Bu kesimdeki en önemli
yol ağı D-100 yolu (Londra Asfaltı) ile O-3 Otoyolu (TEM) ve
bağlantı yollarıdır. Bu bölgede yer alan İkitelli Organize
Sanayi Bölgesi, Olimpiyat Köyü, Bahçeşehir, Esenkent, Boğazköy
ve Hadımköy Sanayi Bölgesi ile devamındaki konut ve sanayi
alanlarının büyük çaplı karayolu ihtiyacı olduğu gözükmektedir.
Metris civarında 2. Çevreyolunu keserek kuzeye
geçen yeni 3. Çevreyolu, mevcut TEM Otoyolunun kuzeyinde ve
ona paralel olarak ilk etapta Hadımköy’e daha sonraki etapta
da Kınalı’ya kadar devam etmelidir. Yeni yol ile TEM Otoyolu
ve D-100 arasında Kuzey – Güney aksında yapılacak bağlantı
yolları, bu kesimlerdeki ulaşım taleplerini toplamada ve dağıtmada
önemli rol oynayacaktır.
3.Çevreyolu Asya yakasında, Ümraniye Kavşağından
önce 2. Çevreyolu ile irtibatlanacak ve aynı zamanda mevcut
Nato yolu ve Küçüksu yoluna bir kavşakla bağlanarak bu kesimlerdeki
trafiğin diğer yollar üzerine yığılmasına mani olacaktır.
Ümraniye Kavşağından önce 2. Çevreyolunun ve
TEM’in Kuzeyine geçecek olan yeni Otoyol, TEM’e paralel olarak
ilk etapta Gebze’ye kadar gidecek ve burada bir kavşakla Körfez
Köprüsü – Orhangazi – Bursa yoluna irtibatlanacaktır. Bu kesimdeki
son etap ise Gebze – İzmit arasında oluşturulacak Kuzey bağlantısıdır.
Yukarıda bahsedilen büyük ana arter oluşumlarının
dışında, raylı sistemlerinin yaratacağı gelişmeye paralel olarak,
şehir içindeki diğer ana arter, cadde ve sokaklarda, belli
bir disiplin çerçevesinde, park uygulamaları ve otopark düzenlemeleri
yapılmalıdır. Keza aynı mantık bütünlüğü içinde altgeçit, üstgeçit,
köprülü kavşak ve sinyalize kavşak çözümleri oluşturulmalı
ve büyük meydanlardaki yaya hareketlerinin yer altına alınması
cihetine gidilmelidir.
İstanbul 3. Çevreyolu ve 3. Boğaz Köprüsünün
güzergah seçiminde şüphesiz ki ulaşım faktörleri ön sırada
yer almaktadır. Ancak en az bunun kadar önemli bir husus da
Köprünün Boğazı, Çevreyolunun şehri en az etkilemesinin teminidir.
Arnavutköy- Vaniköy hattında Boğaz’ı geçen köprüden
sonra üzerindeki karayolu ve metro hemen tünele girerek mevcut
çevre dokusunda herhangi bir olumsuzluk yaratmamaktadır. Bu
husus,, aynı zamanda, istimlak sorunları ve bununla ilgili
maliyet faktörlerini de minimum seviyede tutmaktadır. Asya
yakasında Boğaz sırtlarının arka tarafında tünelden çıkan karayolu,
tamamiyle boş alanda gişe sahası ve kavşak oluşturarak mevcut
ve boş vadii tabınından Ümraniye – Altunizade bağlantı yoluna
ulaşmakta ve burada bir kavşak oluşturduktan sonra devamındaki
yoğun yerleşim bölgesi altından uzunca bir tünelle Libadiye’de
mevcut yola oturarak Göztepe Kavşağına ulaşmaktadır.
Avrupa yakasında Arnavutköy üstünde tünele giren
yol Zincirlikuyu – Ulus arasındaki vadide tünelden çıkarak
tekrar bir tünele girmekte ve Zincirlikuyu Mezarlığı altından
geçerek mezarlık sonunda tünelden çıkmaktadır. Büyükdere Caddesi
üzerinde bir bağlantı olmaması nedeniyle bu caddede yeni bir
trafik yükü oluşturulması sözkonusu olmamaktadır. Mezarlık
arkasında tünelden çıkan yol bir viyadükle devam ederek yeni
yapılacak olan ve çok büyük önemi bulunan Çağlayan – Seyrantepe
bağlantı yolu ile bir kavşak oluşturarak bu bölgenin ulaşım
ihtiyacını karşılamaktadır. Daha sonra Gedik Ahmet Paşa Viyadüğü
altından Kağıthane ve Alibeyköy vadilerini geçen yol 2. Çevreyolu’na
ulaşarak yeni bir kavşak oluşturmakta ve bu kesimdeki mahalli
yollara irtibatlanmaktadır.
Yukarıdaki izahtan da görüleceği üzere 3. Köprü
ve Çevreyolu gerek Boğaziçi dokusunda, gerekse İistanbul’un
tarihi dokusunda herhangi bir zedelenmeye sebep olmaksızın
projelendirilmiş bulunmaktadır.
8. ÜÇÜNCÜ ÇEVREYOLU BERABERİNDE METRO
Karayolu Ulaşımı bölümünde bahsedilen 3. Köprü
üzerinde yerleştirilecek olan 2 hatlı bir hafif metro sistemi
Göztepe’den başlayarak Göztepe Kavşağına gelmekte ve buradan
Kurbağalıdere vadisini takip ederek Ataşehir’in yeni yapılacak
bölümünde ve yeni yapılacak Anadolu Otogarında istasyonlar
oluşturarak Dudullu – Ümraniye istikametinde Nato Yolu güzergahına
yönelmektedir. Bu kesimlerde yer altı hattı şeklinde olan güzergah,
Köprünün Asya ayağından önce otoyolun ortasına yerleşmektedir.
Arnavutköy üstünde tünele giren hafif metro hattı Akmerkez
civarında ilk derin istasyonu teşkil ederek Levent İstasyonunda
4. Levent – Taksim metro hattına irtibatlanmaktadır. Levent’ten
Kağıthane – Çağlayan – Emniyettepe –
Yıldıztabya – Gaziosmanpaşa istikametine yönlendirilen bu sistem,
Vezneciler –Edirnekapı - Sultançiftliği hafif raylı sistemine
irtibatlanarak bir ağ oluşturmaktadır. Göztepe’de Banliyö hattından
ve Doğu Metrosundan yolcu alan bu sistem, daha sonra yukarıda
tarif edilen güzergahtaki istasyonları ile bu kesimlerin ulaşım
talepleri de karşılanmaktadır.
İTÜ TARAFINDAN 1998 ULAŞIM MASTER PLANINDA VERİLEN
ZONLAR ARASI 1997 BİN/GÜN YOLCU SAYILARI
Beyoğlu – Levent – Maslak 3’e gelen – giden yolcular
1 den 212.000
2 den 221.000
3 den 112.000
545.000
Eski İstanbul’a 4’e gelen – giden yolcular
1 den 152.000
2 den 98.000
3 den 24.000
274.000
Avrupa yakası yoğun bölge 6’ya gelen – giden
yolcular
1 den 107.000
2 den 112.000
3 den 56.000
275.000
1.094.000 Boğazı geçen
Üçüncü Çevreyolu ile ilgili
1 den 5’e 212.000
2 den 5’e 221.000
3 den 5’e 112.000
3 den 6’ye 56.000
2 den 6’ya 112.000
713.000
İSTANBUL’A METRO RİNGİ
İstanbul’un, her özelliği ile en önde gelen büyük, değerli,
güzel şehrimizin, nüfusu 10 milyonu geçti. Yakın gelecekte
15 milyona çıkarak dünyanın en büyük megapolleri sırasına
girecek .
Türkiye 100 milyona çıkacak nüfusu ile Avrupa’da en büyük ülke
olarak insan gücü intiyacını karşılayacak kaynak olabilecek
Nüfus artışı yanında, % 5 - % 7 arasında fert başına düşen
gelir artışı ile İstanbul araba sahipliliği, hareketlilik artışları
ile ulaşımda büyük yatırımlara hak kazanmaktadır.
Bugün sadece 7 km metro, km. hafif metroya sahip İstanbul’umuza
bir metro ağı gerçekleştirilmesi yukarıda kısaca açıkladığımız
gelişmeye paralel, hızla, yapılmalıdır.
Halen Taksim – Yenikapı metrosunda çalışmalar devam ediyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Taksim – Levent’te kazandığı
deneyimlerini, güçlenen Müteahhitlerimizle değerlendirerek
en hızlı programı gerçekleştirmesini bekliyoruz.Gebze – Halkalı
banliyösünün 3 hatta yükseltilerek yüzeysel metro olarak boğaz
geçişiyle gerçekleştirilmesi de DLH, Hükümetten ve Japon kredisi
yardımından beklediğimiz en büyük hizmettir.
Böylece programlanmış Hükümet ve Belediye çalışmaları İstanbul’u
doğu – batı hattında, Asya – Avrupa’yı demiryolu ile birleştirecek
ve Yenikapı – Levent güney – kuzey hattı ile de en önemli yerleşmeleri
Aksaray, Fatih, Karaköy, Taksim, Şişli, Levent’i Marmara sahili
boyunca dizilmiş ilçelerimize bağlayacaktır.
İstanbul şehir planına baktığımızda bu hattın Üsküdar’a kadar
uzanmasını benimserken, Sirkeci, Beyazıt’tan Yenikapı’ya yönelişini
haklı bulurken, İstanbul ulaşımında arzu hattı olarak bilinen,
Taksim’den uzaklaştığımızı da görmekteyiz.
Birinci Çevreyolu ulaşım etütlerinde belirlenen Beşiktaş –
Üsküdar’dan geçen arzu hattına yaklaşmaya çalışılmış ancak
yerleşmeler imkan vermemiştir. Bugün ve önümüzdeki büyük İstanbul
için üçüncü çevreyolunu hararetle desteklerken üçüncü çevreyolu
ile beraber metro hattının da Söğütlüçeşme’den Zincirlikuyu’ya
14 km’lik çok kestirme ve hızlı bir yolculukla bağlanmasını
da haklı olarak öneriyoruz.
Bilindiği gibi İstanbul’un en hızlı ve yoğun bir gelişme gösteren
bu bölgesinin Anadolu yakasına birleştirilmesi, konfor ve zaman
kazançlarıyla fizibilitesi olan bir yatırım olacaktır. Boğaz
geçişinin çevreyolu ile beraber aynı köprüden sağlanması büyük
ekonomi, inşaat, zaman kazancı ve kolaylık sağlayacaktır.
Böylece Yenikapı – Levent metro hattı iki ucundan Anadolu yakasına
bağlanarak tüm bir dairesel metro çevreyolu ringi kazanılmış
olacaktır.
İTÜ’nün İstanbul ulaşım master planı çalışmaları içinde yapılan
sayımlar, anketler ve uygulanan bilgisayar programı ile yolculuk
sayıları tespit edilerek – Metro Çevreyolu – Ring inin fizibilitesi
ve öneminin gösterilmesi beklenen bir çalışma olacaktır.
Ayrıca batıda Zincirlikuyu’dan batıya doğru yoğun yerleşim
bölgelerine ulaşacak bir metro kolu ile doğuda Üsküdar – Ümraniye
hattı ile buluşarak ringin hizmet alanını genişletmekte mümkün
olacaktır.
Mevcut iki çevreyolu 3. Çevreyolu ile bugünün mevcut trafiğine
ancak yeterli olacaktır. 3. Çevreyolu, metro toplu ulaşımıyla
beraber olunca bugünün ve yakın geleceğin ihtiyacını karşılayabilecektir.
Yukarıda kısaca özetlediğimiz büyük Türkiye’mizin, büyük İstanbul’unun
ulaşım sorununa geniş bir vizyon ile bakmamız ve Metro Ringi
projesini her vesile için geniş çevreye tanıtmamız ve benimsetmemiz
önemli görev olmaktadır.
TOPLU ULAŞIMIN DESTEKLENMESİ
Bütün dünyada, bütün şehirlerde trafik yoğunlaşınca
toplu ulaşım desteklenmektedir.
Toplu ulaşımın en küçük uygulaması olan otomobil
dolmuşu, birçok ülkede bilhassa 1970’lerde başlayan bir tavsiye
oluşmuştur. Genelde tek kişilik otomobil kullanımı en çok trafiği
yaratmakta, trafik sıkışıklığını azaltmak için ikiye, üçe çıkaranlara
bazen hiç beklemeyen özel şeritler tahsis edilmektedir. Ülkemizde
revaçta olan “dolmuş “ düzeni taksiye nazaran ucuz, taksi gibi
kullanılan çok pratik, verimli ve akılcı bir davranıştır. Bunun
arkasından hemen minibüsleri saymak mümkündür. Kadıköy trafiği
Bağdat Caddesi taksi renginde olan minibüslerle doludur. Özel
otomobil yerine geçen, oturulabilir, indir bindiri az olan
bu taşıtların her birinin 4-5 otomobil yerine kullanıldığı
düşünülürse fevkalade yararlıdır. Bilhassa cepli duraklarda
durma mecburiyeti uygulandığı takdirde trafiğe mani olmasıda
çok azaltılabilir.Otobüse gelince çok kapalı, binişi, inişi
fazla zaman almayan oturma yeri fazla olan sık işleyen otobüsler,
yine cepli duraklardan yararlanarak işletilirse kısa mesafeli
yolculuklar için çok yararlı olabilir. Çok bekleten, oturma
yeri az olan, duraklarda çok zaman kaybeden, çok dolu otobüsler
cazip bir taşıt olmamaktadır. Karayollarında otobüs taşımacılığı
teşvik edilirken, çok iyi organize olan işletmeciliği sağlamak
lazımdır.Kadıköy – Pendik arası ilçelerinin ulaşımı otobüs
– minibüs işletmesine müsait olup yolda durmadan bir merkezden
Kadıköy’e, dönüşte tersi, yolculuğu çok hızlı yaptığı ve oturma
yeride olduğu için konforlu çok rağbet gören bir ulaşım türü
olmaktadır. İyi bir işletme, yoğun bir koridorda 15-20.000
yolcu – yön taşıması yapabilmektedir. İhtiyaç bunun üstüne
çıkınca 20.000 yolcu/saat, raylı sistemine geçişe imkan vermektedir.
Şehirlerde sınırlı yerlerde bu yoğun yolculuklar bulunmaktadır.
Bir metro ile bu koridorların donatılması mümkündür. Ancak
yatırımı yüksek 100 milyon Dolar/km işletmesi pahalı olan metro,
zaruri şartlarda mali destek bulunabilirse yapılabilmektedir.
Pek tabii Paris,Londra, Newyork vb. gibi büyük şehirlerin neredeyse
bir asrı bulan sürede devamlı yatırımlarla bugüne gelmiş olmaları
büyük bir başarıdır.
İstanbul’da ise Taksim – Levent 10 sene sonunda 650 milyon
Dolar sarfiyle 7 km.lik bir bölüm işletmeye açılabildi. Taksim
– Yenikapı kısmının tamamlanması Gebze – Halkalı banliyö hatlarının
3 raya çıkarılarak yüzeysel metroya dönüştürülmesi ve Boğaz
tüp geçişiyle birleştirilmesi projesi gerçekleştiğinde İstanbul
bir doğu - batı sahil demiryolu, güney - kuzey metro eksenlerine
kavuşarak yolcu ulaşımında önemli bir merhale aşılacaktır.
1977 de 17. Bölge Müdürlüğünün uluslar arası etüt çalışmaları
sonucu teklif edilen ikinci Boğaz geçişi alternatifi gerçekleşmiş
olacak. Karayolu – Metro yarışmasında önemli bir hedefe erişilecektir.
Bu projenin yapılabilmesi Bakanlık – Belediye
işbirliği ve bütün kuruluşların, kamunun talebi ve desteği
ile gerçekleştirilmelidir.
Zaman faktörü çok önemlidir. Tüp geçiş için yapılan
çalışmalar 30 seneyi aşmıştır. Kredisi Japonlar tarafından
sağlanacaktır. İstanbul ulaşımı darboğazında bu yüksek kapasiteli,
adeta bütün İstanbul’u kapsayan proje çok önemli bir merhale
olacaktır.
İstanbul Ulaşım Master Planının metro, hafif
metro projeleri toplam 300 km.dir. Yukarıda açıklanan projeleri
takiben 2010 lara doğru parça parça ele alınmaya başlanacak
maliyeti çok yüksek projelerdir.
İstanbul’un yakın geleceğinde, ulaşım sorunun
bu projelerin gerçekleşmesiyle halolabileceğini düşünmek mümkün
değildir.
Deniz ulaşımında genel iyi temennilere rağmen
belirli, önemli, fayda
sağlayabilecek Metro projesine benzer bir etüt ve teklif bulunmamaktadır.
Hızlı deniz otobüsleri belirli hatlarda başarılı olmuştur.
Bunların daha yaygın hale getirilmesi temenni edilir.
11. KENT İÇİ ULAŞIM TÜRLERİ SEÇİMİ
Kent’lerde ulaşım çok çeşitli araçlarla yapılabilmektedir.
Karayolu araçları; otomobil, taksi, dolmuş, minibüs, müdübüs,
otobüs, raylı araçlar; Tramvay, Hafif raylı sistem, Metro,
deniz araçları ise genelde etütlere girmemektedir.
İngiliz Ulaştırma Bakanlığı, Ulaştırma Araştırma Laboratuarının
yaptığı kent içi ulaşım türleri ile ilgili gelişmekte olan
ülkeleri içeren inceleme raporu (1993) çok ilginç bilgiler
vermektedir.
Otomobil ve taksi hariç, toplu taşımaya giren araçlardan –
otobüsler grubu ile raylı sistemlerin karşılaştırılması bütün
ulaşımcıların tartıştığı bir konudur.
Karayolu yapıldıktan sonra üstünde seyreden taşıtlar kamyonlar
hariç yolu bir zarar vermemektedirler. Bilhassa otomobil 600
kg/dingil yüküyle yola hiç etki yapmamaktadır.
Otobüs işletmeleri - finansmanlarını kullananlardan ücret alarak
karşılamaktadırlar. Buna karşılık raylı sistemlerin vagonları,
işletmeyle ilgili elektrik ve mekanik yatırımları, bütün sistemin
% 50 sine yakın – otobüs karşıtı olarak önemli yatırım gerektirmekte
– İşletme masrafları bile ücretlerden karşılanamamaktadır.
Ekli tablolarda görülebileceği gibi dünya’da istinsa teşkil
eden 2-3 yerde işletme gideri ücretlerinden sağlanmaktadır.
Adı geçen yayının Tablo 2.3 inde görüldüğü birçok ülkede Türkiye
dahil otobüs işletmeleri yolculukların büyük bir kısmını karşılamakta
ve kar edebilmektedirler. Otobüslere şerit tahsis edildiğinde
daha büyük hizmet alınabilmekte tek yönde saatte 20.000 yolcuya
erişilebilmektedir. Otobüs ortalama 50 yolcu taşıyorsa satte
400 taşıt, 40 km/saat ortalama hızda 100 m. aralıkta seyredebilecektir.
Tahsisli şerit olmadan Çevreyolunda ortalama 150 m. aralıkta
otobüslerle günde 440.000 yolcu taşınabilmektedir.
Tablo 5.1 de tahsisli şeritin, özellikleri, görülebilmektedir.
Değişik kentlerde değişik sistemlerle taşınan yolcu adetlerinin
şekil 6.1 de görmek mümkündür. Metro ile taşımalarda yalnız
Hong Kong 80.000 yolcu – tek yön – saatte sağlayabilmiş. Mexico
City 68.000 yolcu, San Paulo 53.000 yolcudan sonra önemli bir
düşüşle Kahire 20.000 yolcu ile dördüncü Calcutta, Tunus ve
başkaları 6.000 yolcu/saat/yön’e kadar düşmektedir.
Metrolar, genelde yer altı trenleri olarak yer
üstünde yol yapmak imkanı kalmayınca, büyük kapasitesi olan
( 20.000 yolcu/yön/saat ) koridorlarda yapılabilmektedir.
6.1 Tablosunda bunlara ait karakteristikleri
görülmektedir.
Metroları otobüs rekabetinden kurtarmanın mümkün
olmadığı raporda yer almaktadır.
6.2 Tablosunda metronun performansına ait bilgi
verilmektedir.
6.3 Tablosunda ise Metro mali performansı incelenmektedir.
Gelir/ işletme maliyeti 1 den büyük olanlar Hong Kong, Santiago,
Seoul görülmektedir. Bu oranın 0.4’e kadar düştüğü ve önemli
finansman açığı olduğu anlaşılmaktadır.
İSTANBUL ULAŞIM MASTER PLANI HAKKINDA GÖRÜŞLER
Ülkemiz nüfusunun yüzde yirmisine yakınının yaşadığı, ticaret,
sanayi, eğitim ve sağlık sektörleri ile yıllık verginin %
40’nın ödendiği İstanbul maalesef bu güne kadar tutarlı ve
geçerli Nazım İmar Planı ve buna dayalı bir Ulaşım Master
Planı eksikliğini yaşamıştır. 1960 larda bütün dünya kentleri
kapsamlı kent Ulaşım Planı (Canprehensive Urban Transportation
Planning ) ile uğraşırken, İstanbul birbirinden kopuk ve
zamanla raflarda unutulan çalışmalarla vakit geçirmiştir.
1988 de STFA grubu tarafından hazırlanan plan ile son yıllarda
İ.T.Ü. tarafından hazırlanan “ İstanbul Ana Ulaşım Planı
“ en ümit verici çalışmalardır. İ.T.Ü. nün hazırladığı son
planın hayata geçirilmesi ümidi ile gurubumuzun ve bazı uzmanların
görüşlerine işaret etmek istiyoruz.
Plan İstanbul ulaşımı sorununun daha çok raylı
sistemle çözmeyi bugünkü koşullar altında en uygun yani hızlı,
ekonomik, güvenli ve çevreye en az zarar veren çözüm olarak
görmüştür. İstanbul’un toplu taşıma sistemini teşkil ve çalıştırma
yönünden çok geri olduğu açıktır. Genel kabul olarak nüfusu
üç milyonu geçen ve özellikle eski, tarihi karakteri öne çıkan
kentlerde yer altına inme zorunluğu vardır. İstanbul bu bakımdan
çok geridedir.
Planda tesbit edilen 300 km. hızlı tramvay –
hafif metro – metro yapımı 10 milyonu aşan nüfus ile İstanbul
için gerçek bir ihtiyaç ise de. Yapım hızı ile yüksek maliyetinin
finansmanı da gözönüne alınarak gerçekçi bir program yapmak
ve ulaşım taleplerinin karşılanamayacağı görülen yer ve zamanda
nisbeten ucuz ve kısa zamanda gerçekleştirilebilecek yol –
otobüs- minibüs – dolmuş sistemi ile çözülmesine ağırlık verilmelidir.
Metro sisteminin hem inşaat süresi hem de maliyet yönünden
nasıl güçlükleri bünyesinde taşıdığına Levent – Taksim Metrosu
canlı bir örnektir. (7,5 km. , 10 yıl, 631 milyon Dolar) Böyle
bir program hazırlanmadıkça ileride ortaya çıkacak yol eksiklikleri
ve dar boğazların bugünden tesbit edilerek imar planlarına
işlenip tedbiri alınmadığı takdirde, ihtiyaç ortaya çıktığında
yapımın / ya çok pahalı, hatta imkansız olduğu görülecektir.
Toplu ulaşımı teşvik ederken, hala imkan olan
yerlerde otobüse öncelik vermek, planda görülen ve yapım imkanı
olan yolları en kısa zamanda gerçekleştirme ve 2x2 , 2x3 ekspres
ve otoyolları başlatarak mevcut fırsatları değerlendirmek,
raylı sistemi bir yönde en çok yolcu taşınabilecek akslara
öncelik vererek ihitiyacı karşılamaya çalışmak en makul yol
gibi görülüyor.
Bazı uzmanlar tüp geçit projesinin yüksek maliyeti
ve yolcu trafiğini arzu hatları dışına taşıdığı için yapılabilirliği
feasible olmadığı, metronun bir köprü ile ( sadece metronun
geçeceği ) Levent – Mecidiyeköy bölgesine aktarılmasının en
uygun çözüm olacağını vurgulamaktadırlar. Üçüncü boğaz köprüsünden
hafif raylı sistemi geçirme teklifi bu raporun metro ringi
bölümünde ele alınmıştır ve kanımızca toplu ulaşım sistemi
içinde maliyet ve zaman kazancı yönünden en uygun çözümlerden
biri olacaktır.
Ancak aynı uzman üçüncü Boğaz Köprüsünden otomobil
geçirilmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. “ Köprüye Hayır “
sloganı otuz yılı aşkın bir süredir tekrarlanmaktadır. Boğaz
geçişlerinin İstanbul’da yolculukların sadece % 10 unu ilgilendirdiği
yanıltması dikkati farklı yönlere çekmeğe çalışmaktadır. Yolcu
x km. hesabı dikkate alındığında bu hacim % 35 e çıktığı gibi,
bütün
otoyolları ve bağlantı yolları da düşünüldüğünde % 50 ye yaklaşır.
Otomobil kullananların ödedikleri, raylı toplu taşımada gelirler
/ işletme masrafını karşılarsa kendimizi mutlu sayacağımızı
tekrar hatırlayalım. Ancak, kentin normal hayatını yaşaması
için her türlü toplu taşımaya “ evet “ deyip, toplumun bunun
bedelini ödemeye hazır olması gerektiğini de hatırlatmak görevimizdir.
Üstelik otomobil sahipliği ülkemizde, hayat seviyesi ve ekonomi
olarak örnek aldığımız batı ülkelerinin dörte biri mertebesindedir.
Gelir artışına paralel olarak 1000 kişi başına düşen otomobil
sayısı da artacağından, kendisine yapılanı fazlasıyla geri
ödeyen bu kesime hizmet götürmemek adil olmaz.
Uzun kenarı doğu – batı yönünde bir dikdörtgen
olan İstanbul kentinde mevcut iki ana aks ( 1. ve 2. Çevreyolları
) günün büyük bir kısmında tam kapasite ile çalışmakta ve artık
bu yükü kaldıramamaktadır. Üçüncü aksın üstüne bir su yolu
( İstanbul Boğazı ) rastladığı için oldukça pahalı olan bir
yapı (köprü) yapımı zarureti doğmaktadır. Köprü yapmak için
Çevreyolu değil, Çevreyolunun sürekliliğini sağlamak için köprü
inşaa etmek zarureti doğduğunu artık kabul edelim.
|